JAWS : VAHŞİ DOĞADA BİR KÖPEK BALIĞI

Yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı Jaws, 1975 yapımı bir gerilim filmi örneğidir. Film, bir sahil kasabasına saldıran köpek balığını avlamaya çalışan bir grup insanı konu alır. Hikâye, köpek balığının genç bir kadına saldırısı ile başlar. Kısa süre içinde tüm kasaba için bir tehdit unsuru haline gelir. Filmin sonunda köpek balığı yakalanır ve yönetmenin kurguladığı dünya çözüme kavuşarak son bulur. Kâr amaçlı kapitalist bir sistem içinde üretilmiş film, muhafazakâr duruşuyla eril yapıyı yüceltir. İnsanın bu sistem içinde nasıl yer bulduğu ve doğa ile olan ilişkisinin nasıl etkilendiğine dair cevaplar aranır.

Sahil kasabasına saldıran köpek balığı, bir korku metaforu olarak yeni bir anlam kazanırken maddesel anlamından koparılır. Doğa ise “vahşi doğa” olarak sunulur. Doğa-insan ilişkisi ele alınırken, doğanın ne olduğu ve iktidarın kimde bulunduğuna dair yeni anlamlar üretilir. Filmde köpek balığının bir tehdit ve canavar olduğu düşüncesi yüceltilerek köpek balığı avı meşrulaştırılır. Oysa insanların hayvanların yaşam alanlarını tehdit ettiği ve hayvanların kendilerini savunmak için saldırıya geçebileceği düşüncesine filmde hiç yer verilmez. Film, “okyanusta yüzersen köpek balığı seni yiyebilir” demek yerine, denizlerin tamamen insanlara ait olduğu fikrini sunar. Köpek balığı huzurlu bir yaşamı bozan bir tehdit olarak konumlandırılır. Oysa okyanuslar köpek balıklarının yaşam alanıdır. Böylece uygarlık ile mistik bir canavara dönüştürülen Jaws arasında bir karşıtlık yaratılır.

Kurtarıcının erkek lider olarak sunulması, çekirdek ailenin yüceltilmesi, özgür cinselliğe karşı mesafeli duruşun yanında film, alternatif sosyal roller sunmayarak nostaljik ve geriye dönüşçü bir temsil yaratır. Giriş sahnesinde denize çıplak giren kadının öldürülmesi, çekirdek ailenin önemine dair sürekli yapılan göndermeler ve babayı rol-model alan erkek çocuk, regresif yapıyı destekler niteliktedir.

Karakterler bireysel yöntemleriyle köpek balığını avlamaya çalışır. Filmde özellikle Quint karakteri başta olmak üzere erkek figürler yüceltilir ve kurtarıcı bir erkek profili oluşturulur.

Klasik anlatı sinemasının bir parçası olan Jaws, eleştirel mesafesi olmayan bir filmdir. Kurduğu mistik dünyaya izleyiciyi alarak yarattığı kurgusal gerçekliğe inandırır. Böylece seyircinin izleme alışkanlıklarıyla oynar.

Peki insanlar köpekbalığını öldürerek aslında ne anlatmaya çalışır? Jaws’ın yapı bozumu “doğa doğadır” tezidir. Doğa, gerçek anlamından sıyrılarak mistik bir öge haline gelir. Jaws’ın tam olarak neyi temsil ettiğinin kesin olarak bilinmemesi ise filmin en büyük merak konusunu oluşturarak başarılı bir yapıt olarak anılmasına sebep olur. Basit anlamda bir felaket ve kriz filmi gibi görünse de kurduğu karşıtlıklar, karşı ideolojileri reddederek onları daha da yüceltir. Örneğin eril bir yapıyı anlatmasına rağmen feminizmin yükseldiğini de işaret eder.

Sonuç olarak Jaws, eril ve muhafazakâr bir toplum yapısı içinde oluşmuş bir felaket filmidir. Doğayı mistikleştirerek maddesel anlamından çıkarır ve vahşi doğa olarak izleyiciye sunar. Kurtarıcı erkek karakterin köpek balığını avlaması haklı çıkarılır ve köpek balığına yeni bir anlam yüklenir. Jaws mistik bir canavara dönüştürülür. Film, Jaws’ın neyi sembolize ettiğinin yanında, en güçlü görünen muhafazakâr yapının bile tehdit altında kalabileceğini vurgular. Fakat sonunda bu toplum yapısı değişmez; tehlike ortadan kalkar ve eril düzen devam eder. Önemli olanın çekirdek aile olduğu sıkça vurgulanan film, alternatif sunmayan geleneksel bir yapıyla son bulur.

Cinemonolog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin