Uyanış
“Uyanmak, dünyayı görmek değildir. Kendini görmeye cesaret etmektir.”
— Kierkegaard’a bir yankı gibi
Truman’ın hikayesi bir adamın gözlerini değil, bilincini açmasının hikayesiydi. Bütün bir yaşam, kusursuz bir sahneye dönüşmüştü; ışıklar, tebessümler, gökyüzü… Hepsi doğru yerindeydi. Ama anlam, sessizdi.
Anlam sessizlikte doğar. İnsan sustuğunda, içinden bir yankı yükselir. Truman da o yankıyı duydu o sabah: Bir şey yanlış değildi, ama artık her şey fazla düzgündü. O kusursuzluk, hakikatin yerini alan bir illüzyona dönüşmüştü.
Okyanus, Truman’ın önünde bir sınırdı. Ama o su değil, korkunun biçimiydi. İnsan, özgürlüğe değil; bilinmeze korkar çoğu zaman. Bu yüzden çoğu, sahnede kalır. Oysa gerçek, dekor yıkıldığında bile ayakta kalandır.
Eksiklik hissiyle başladı uyanış. İnsan bazen ışığı değil, eksikliği fark ettiğinde uyanır. Çünkü anlam, eksikliğin içinden geçerek doğar. Truman artık repliklerini ezberden değil, kalbinden söylüyordu. Sahneye sığmayan bir bilincin doğuşuydu bu.
Belki de bilincin ilk yankısı şüphedir. Descartes’ın dediği gibi, insan şüphe ettiği anda var olur. Ama Truman’ın şüphesi zihinsel değil, ruhsaldı. Artık ışığın yönünü değil, neden orada olduğunu sorguluyordu. Ve işte o an — dünya gerçeğini değil, insanın kendini fark etmesini bekliyordu. Christof’un sesi Tanrı gibi yankılandı gökyüzünden: “Senin için başka bir dünya yok.” Ama belki de en büyük özgürlük, o sesi reddetme cesaretindeydi. Korku kaldı, ama anlam değişti. Artık kaçmak değil, kalabilmekti cesaret. Truman denize açıldığında — aslında kendine doğru yürüyordu. Kurgunun tuzunu üzerinden akıta akıta.
Hakikat, bazen bir kapıya vurmak kadar basittir. Ama o kapı, insanın kendi zihnindedir. Truman onu bulduğunda, gerçek artık bir yer değil, bir farkındalıktı.
— Düşünsel Yankı —
Uyanış, gözleri açmak değil; bilinci uyandırmaktır. Çünkü hakikat, dışarıda değil, içinde yankı bulan sezgide yaşar. Spinoza, insanın özünü “düşünme gücü”nde buldu. Kierkegaard ise varoluşu “kaygı”da tanıdı. Truman, bu iki çizginin arasında yürüdü: bilmenin soğukluğundan, hissetmenin sıcaklığına geçti. Ve belki de insan ancak o geçişte, hem yaratıcıya hem kendine yaklaşır.
Uyanış, biten bir rüya değil — ruhun hatırladığı bir gerçektir. Ve biz, her sabah aynı gökyüzüne bakarken, belki de hâlâ o gerçeğe göz kırpıyoruz.
Uyanmak, bazen gözleri açmak değil; kalbi görmeye alıştırmaktır.
– Deniz Tomris Yıldız


Bir Cevap Yazın