2008 yapımı Kung Fu Panda, Mark Osborne ve John Stevenson’ın yönettiği, animasyon türü altında sınıflandırılan bir filmdir. Film, kung fu ustası olma hayali kuran ancak gündelik hayatını babasının erişte dükkânında çalışan, sıradan ve beceriksiz bir panda olan Po’nun, beklenmedik bir şekilde “Ejderha Savaşçısı” seçilmesiyle başlar. Tapınakta yapılan törende ustaların arasına yanlışlıkla düşen Po, bir anda tüm vadiyi tehdit eden Tai Lung’a karşı koyması gereken “seçilmiş kişi” ilan edilir. Böylece film, Po’nun dövüşmeyi öğrenme sürecinden çok, ona yüklenen bir kimliğin, bir kader anlatısının ve bu anlatıyla birlikte gelen beklentilerin hikâyesini anlatmaya başlar.
Kung Fu Panda, ilk bakışta bireyin kendine inanması gerektiğini öğütleyen, “istersen yaparsın” söylemini yücelten bir motivasyon anlatısı gibi görünür. Ancak film ilerledikçe, Po’nun yaşadığı dönüşümün kişisel bir güçlenmeden ziyade, ideolojik bir kimlik inşasına işaret ettiği görülür. Bu noktada Louis Althusser’in ideoloji ve özne kuramı, filmin yapısını anlamlandırmak için güçlü bir çerçeve sunar. Althusser’e göre birey, özne olarak doğmaz; özne olarak çağrılır. Kişi, kendisine yöneltilen bir kimlik çağrısına dönüp baktığı anda, o kimliği üstlenerek özne haline gelir. Bu çağrı yalnızca bir adlandırma değil, aynı zamanda bir sorumluluk, bir görev ve bir borç yükleme biçimidir.
Po’nun Ejderha Savaşçısı ilan edilmesi, tam olarak bu çağrılma anına karşılık gelir. Po, bu kimliği kendi içinden keşfetmez; ona bu kimlik seslenir ve Po bu çağrıya cevap verdiği anda dönüşüm başlar. Artık ondan beklenen yalnızca kung fu öğrenmesi değil, aynı zamanda vadinin güvenliğini sağlayacak kişi olmasıdır. Bu noktadan sonra Po’nun bedeni, alışkanlıkları ve sınırları yeniden biçimlendirilir. Eğitim sahneleri yalnızca bir ustalaşma süreci değil, aynı zamanda Po’nun yeni kimliğine uyum sağlamaya zorlandığı bir disiplin mekanizmasına dönüşür.
Filmin merkezindeki Ejderha Parşömeni’nin boş çıkması, bu ideolojik yapının en belirleyici anıdır. Çünkü parşömende gizli bir teknik ya da doğuştan gelen bir güç yoktur. Parşömenin sunduğu tek şey, “özel olduğuna inanma” fikridir. Böylece film, bireyin başarısını içsel bir mucizeye değil, ona sunulan anlatıya bağlar. Po, bir sırrı öğrendiği için değil, kendisine söylenen hikâyeye inandığı için dönüşür. Bu durum, modern başarı ideolojisinin temel mottosunu yeniden üretir: Yapabilirsin. Ama bu cümlenin arka planında, yapamıyorsan suçun sana ait olduğu fikri gizlidir.
Kung Fu Panda, bu yönüyle yalnızca bir animasyon film değil, çağdaş bireyin özne olarak nasıl kurulduğunu gösteren ideolojik bir anlatıdır. Film, Po’nun hikâyesi üzerinden izleyiciye de benzer bir çağrı yöneltir. Herkes “seçilmiş” olabilir, herkes “özel”dir— fakat bu özel olma hali, bireyin omzuna yüklenen görünmez bir sorumluluk ve sürekli bir kendini kanıtlama zorunluluğu yaratır.
Sonuç olarak Kung Fu Panda, masum bir kahramanlık masalından çok, modern bireyin “seçilmiş kişi” mitiyle nasıl şekillendirildiğini anlatır. Ejderha Parşömeni’nin boşluğu, filmin en güçlü göstergesidir: Çünkü orada gizlenen şey bir sır değil, bireyin kendine yüklenmesi beklenen ideolojik hikâyedir. Film, Po’nun değil, çağdaş öznenin nasıl kurulduğunu gösterir; “özelsin” cümlesinin bir vaat olmaktan çok, görünmez bir sorumluluk biçimine dönüştüğünü açığa çıkarır.


Bir Cevap Yazın