Tenet: Kırılan Akış

Kırılma
Zaman aynı kalmaz; insan da kalamaz. Aynı nehre değil, aynı benliğe bile iki kez varılamaz.”
— Herakleitos’un eski bir gölgesinden

Tenet’in dünyası bir zaman oyunu değil; insanın kendi varoluşunu ters yüz eden o görünmez yarığın hikayesidir. Zaman geri akarken aslında hiçbir şey geriye dönmez; sadece insanın sakladığı acılar, ertelenmiş yüzleşmeler ve görmezden gelinen kırıklar başka bir yönden geri gelir. Nolan, zamanı bükmedi; insanın kendini kandırma biçimini görünür kıldı. Çünkü bazen hayat ileri gitmez—insan sadece ileri gittiğini zanneder. Gerçekte, aynı acının etrafında uzun, sessiz bir tur daha atıyordur.

Zamanın kırıldığı yerde insan da kırılır. Her adımın kendi karşı-adımı vardır; her seçim kendi gölgesini taşır. İnsan geleceğe yürüdüğünü düşünürken aslında geçmişinin ağırlığıyla geriye sürüklenir. Tenet’in kahramanı bu sürüklenmenin içinde sıkışmış bir bilinç gibidir; zamanın değil, kendi ruhunun ters yüz oluşunda kaybolur. Çünkü bazen insanın kaderi değişmez—yalnızca yön değiştirir. Ve o yön, çoğu zaman insanın kendine söylemeye cesaret edemediği gerçeğe çıkar.

Herakleitos’un “her şey akar” dediği yerde, Nolan akışı tersine çevirir; ama akışın kendisi değil, akışla yüzleşen insan değişir. Bergson’un zamanın bilinçte aktığını söylediği o fikir, burada fiziksel bir gerçekliğe dönüşür: Zamanın yönü ne olursa olsun, insan duygularının akışı hep aynı acıya çıkar. Bu yüzden filmde zaman bir çizgi değil, bir bilinç yarığıdır; hangi yönde yürüdüğün değil, hangi gerçeği sakladığındır belirleyici olan. Ve Heidegger’in varoluşun ağırlığı dediği o karanlık, Tenet’in içinde bir mekan değil, bir nefes gibi dolaşır: insan kendinden kaçtıkça, kendi karanlığına daha yüksek bir hızla çarpar. Sonunda Nietzsche’nin gölgesi belirir: “İrade, zamanın yönünü değil; insanın kendi gölgesiyle dövüşme biçimini belirler.” Tenet’te zaman bükülmüyor—irade bükülüyor. Kader kırılmıyor—kaderi taşıyan insan kırılıyor.

Film, bir aksiyon değil; insanın kendini fark etme zorunluluğunun çıplak bir sahnesidir. Zamanın tersine akar gibi görünmesi, aslında hakikatin insanın üstüne doğru yürüyüşüdür. Çünkü insan gerçeğinden kaçamayınca onu ters yönden karşılamak zorunda kalır. Finaldeki o sessiz sahne, bir kapanış değil; insanın kendi geleceğine, kendi geçmişine ve kendi karanlığına aynı anda bakabildiği tek andır. Nolan’ın dehası, zamanla oynamasında değil; insanın kendi iç yarasını fiziksel bir gerçekliğe dönüştürmesindedir.

Belki de Tenet’in asıl sorusu şudur:
“Zamanı tersine çevirebilsek bile, kendimizi değiştirebilir miyiz?”
Cevap, filmin en zor anında gizlidir:
İnsan, zamanı değil—yalnızca cesaretini ileri taşıyabilir.

— Düşünsel Yankı —
Zamanın akışı insanın kaderini çizmez; kaderi çizen, insanın hangi yaradan kaçtığıdır. Bergson’un süresi, Heidegger’in varoluşu, Nietzsche’nin iradesi aynı noktada birleşir: insan, zamanın yönüyle değil; kendine yaklaşma biçimiyle belirlenir. Kendi gölgesine temas ettiği an, zamanın akışı değil, insanın kalbi kırılır.
Ve bazen, kaderi değiştirmek mümkün değildir.
Ama insan yine de yürür.
Çünkü yürümek, zamanda değil; kendine doğru ilerlemektir.
Ve bazen zaman değil, insanın kendi içindeki gölge geri döner.

— Deniz Tomris Yıldız

Bir Cevap Yazın

Cinemonolog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin