RUHLARIN KAÇIŞI: DİYALEKTİK BİR ARAYIŞ

Ruhların Kaçışı, yönetmenliğini Hayao Miyazaki’nin yaptığı, 2001 yapımı bir animedir. Film, anne ve babasının açgözlülükleri sonucu domuza dönüştüğünü gören Chihiro’nun, onları kurtarmak için kirlenmiş ruhların yıkandığı bir hamamda çalışmaya başlamasıyla başından geçen olayları konu alır. Chihiro’nun kendi varoluşunu gerçekleştirmesi, diyalektik bir süreç içerisinde anlatılır. Bu yazıda, Ruhların Kaçışı filmi, Hegel’in varlık ve diyalektik anlayışı ile Şinto inancı temel alınarak incelenecektir.

Hegel felsefesinde diyalektik, tez, antitez ve sentez üzerinden gerçeğe ulaşmayı sağlar. Varlık boş ve içeriksiz olduğunda yoklukla karşılaşır; sentezle ise anlam kazanır. Bu süreç, düşünce ve kavramların birbirinden türediğini ve her kavramın içinde zıddının bulunduğunu gösterir. Efendi-köle diyalektiğinde olduğu gibi; efendi var olabilmek için köleye, köle de var olabilmek için efendiye ihtiyaç duyar. Tarih, Hegel’e göre kölelerin kurtuluş çabası üzerinden şekillenir. İnsan, tin yani ruhunu keşfederek bu özgürlüğe ulaşabilir.

Şintoizm, Japonya’da yaygın olan bir inançtır. Şinto, “kami yolu” yani ruhların yolu anlamına gelir. Kami, üretken güç olarak doğada ve insanlarda bulunur. İyilik ve kötülük ayrımı kesin değildir; insanlar kirlenebilir ama bu onları kötü yapmaz. Kirlenmek, ruhun yeniden temizlenmesi gereken bir durumdur. İnsan, kirlenmeden arınarak özünü bulur.

Ruhların Kaçışı, Chihiro ve ailesinin araba yolculuğu ile başlar. Yolun sonunda hana benzer bir yer görürler ve arabayı durdururlar. Yaya olarak ilerleyip orada ne olduğuna bakarken gelen yemek kokularından çok etkilenen anne ve baba koşarak yemek yemek için bir yere otururlar. Dükkân sahibi yoktur ama onu beklemeyip dükkândaki yemekleri yemeye başlarlar. Chihiro ise bu garip yeri hiç sevmez ve annesi ile babasını oradan gitmek için ikna etmeye çalışır. Fakat geri dönüp baktığında onları domuza dönmüş bir halde bulur.

Anne ve babasının domuza dönüştüğünü gören Chihiro, kaçmaya çalışırken Haku adında bir çocuk ile karşılaşır. Haku, onu daha önceden tanımaktadır ama nereden tanıdığını hatırlamaz. Kirlenen ruhların yıkanması için hizmet veren bir hamamda çalışan Haku, hamamın patronu ve büyücü olan Yubaba’nın yardımcısıdır. Aslında bir nehrin ruhudur. Fakat adını ve kim olduğunu hatırlamamaktadır. Haku, insan ve ejderha formu arasında dönüşüm geçirebilmektedir. Japon mitolojisinde ejderhalar büyük bir yer tutar. Bunlardan biri de su ejderhası olan Mizuchi’dir. Mizuchi, nehir ve su tanrısıdır. Nehir sorunlarını durdurmakla görevlidir. Fedakâr bir yapısı vardır. Ayakları pençeli olan bu ejderha, kuyruksuz bir yılan gibidir. Haku, filmdeki en fedakâr ruhtur. Dönüştüğü ejderha ise tanımlanan su tanrısı ile aynı formda olacak şekilde tasvir edilir.

Haku, Chihiro’ya kaçması ve ailesini kurtarması için yardım eder. Ona ruhların bulunduğu dünyada insanlığını koruması için hamamda iş ayarlar. Chihiro, Haku’nun yardımı ile Yubaba’dan iş alır ama sözleşmesini imzalayan Chihiro’dan büyücü ismini alır. Şinto inanışında isim oldukça önemlidir. Kişinin kimliği ve özü ile eşdeğer tutulur. Varlık kavramı üzerinden ele alındığında; ismin kişiden alınması ile varlığın içeriyi sembolik olarak boşaltılmış olur. Filmde isme el koymak, varlığını yok saymak anlamını ifade etmektedir. Adı alınan Chihiro’ya yeni bir isim verilir: Sen.

Yubaba, hamamda çalışan bütün çalışanlarının isimlerini yani kendi varlıklarını alarak onları köleleştirmektedir. Bu kapsamda filmin genelinde efendi köle diyalektiğini görmek mümkündür. Yubaba efendi olarak varlığını sürdürürken hamamda çalışan bütün işçiler birer köledir. Yubaba’nın patron veya bir diğer anlatım ile efendi olarak kalabilmesi için kölelerine ihtiyacı vardır. Bunun için de büyüden yararlanır. Hatta nehrin ruhu olan Haku’yu etkisi altına alıp köleleştirmek için bir büyü yapar. Efendi köle ikiliğini sunan film, Chihiro’nun varlığını bulma macerası yanında kölelikten kurtuluş macerasını anlatır. Çünkü Hegelci bakış açısıyla; tarih kölelerin tarihi olarak geçer ve efendilerinden kurtulma çabalarından doğar. Bu filmde ise tarihin kısa bir bölümünü oluşturacak bir efendi köle diyalektiği oluşturulur.

Kirli ruhların yıkandığı hamam, Şinto inanışındaki ritüelleri çağrıştırır. Çünkü bu dine göre ruhun kirlerden arınması ve yeniden temiz olabilmesi için bedeninin de yıkanması gerekmektedir. Chihiro’nun hamamda aldığı ilk müşteri, pis kokuları ile herkesi bayıltacak duruma getirir ama aslında bir nehir ruhudur. İnsanların doğayı hor kullanması sonucu kirlenen nehir bir ritüel ile temizlenir ve eski berrak haline döner. Burada Şinto inanışındaki özün iyi olması ama kötü ruhların etkisinde kalarak kirlenme problemi açıkça gösterilir. Kirlerden kurtulan ruh aslında temiz ve saftır.

Filmde Yüzsüz olarak adlandırılan karakter oldukça önemli bir anlatıya sahiptir. İlk gösterildiğinde Chihiro’ya yardım etmektedir. Fakat kirli ruhların tesirinde kalan karakter, yavaş yavaş diğer ruhları yutmaya başlar. Sonrasında Chihiro ona nehir ruhundan aldığı hediyeyi yedirerek içindeki bütün kötülüklerin dışarı çıkmasını sağlar. Eski haline dönen Yüzsüz, filmin sonunda iyi bir dost olarak gösterilir. Bu bağlamda filmde, hem Şintoizm’den gelen iyi ve kötünün aynı bedende olabileceği anlayışı ve Hegel’in bir kavramın zıttı ile var olduğunu görüşü desteklenir. Buna örnek olarak verilen filmdeki bir diğer öğe ise Yubaba ve Zeniba’dır. İki büyücü ikiz kardeştir. Fakat hiç anlaşamazlar. Aynı görünüşe sahiplerdir ama birinin iyi yönleri baskın iken, diğerinin kötü tarafı baskındır. Buna karşın film, karakterlerini kesin bir şekilde iyi ve kötü olarak sunmaz.

Filmin sonunda yaşadığı tecrübeler ve gördüğü farklı dünya Chihiro’nun kendisini bilmesine ve tanımasına yol açar. Çünkü bireyin gelişmesi aşamalı ve diyalektik bir süreçtir. Haku’nun hayatını kurtarmak için Zeniba’nın yanına gitmeyi göze alır, döndüklerinde ise aşkın bir anlama bürünen zihni ile Haku’yu aslında nereden tanıdığını hatırlayarak ona gerçek adını söyler. Küçükken düştüğü bir nehirdir ve Haku onu boğulmaktan kurtarmıştır. İkisi de artık özlerinin farkındadır ve yalnız fiziksel olarak değil zihinsel olarak da kölelikten kurtulmuşlardır. Bütün bu macerayı yaşayıp özünü kavrayan Chihiro ve onun domuzdan insana dönüşen ailesi arabalarını dönerler. Anne ve babası hiçbir şeyi hatırlamaz. Chihiro’nun ise bu macerayı yaşadığına dair tek kanıtı saçlarında bulunan, Zeniba’nın ona verdiği tokadır. Film sonunda da, yaşanan olayların varlığı bilinirken aslında olmamış gibi olması ile yine varlık yokluk diyalektiğine dikkat çekilir.

Sonuç olarak, Ruhların Kaçışı, Chihiro karakterinin kendi özünü bulma macerasını anlatırken Şintoizm’den ve Hegel’in diyalektiktik anlayışından alıntılar sunar. Şinto dinindeki kami ve felsefedeki tin anlayışı ruh kelimesinde buluşur. Film ruhların kaçışını anlatır. Bu ruhlar kölelikten kaçar ve özlerini bulma yolunda ilerler.

 

 

           

Bir Cevap Yazın

Cinemonolog sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin