Unutmak
“İnsan, varoluşunu ancak kaybın sessizliğinde duyar.”
— Heidegger’e bir yankı gibi
Joel’in dünyası, sessizce çözülen bir rüya gibiydi. Hatıralar, suya düşen mürekkep gibi siliniyor; renkler soluyor, kelimeler yerini boşluğa bırakıyordu. Ama o boşlukta bile bir şey kalıyordu — yankı. Clementine’in gülüşü, zihnin karanlık odalarında yankılanan bir ışık gibiydi. Çünkü unutmak bile bazen hatırlamanın başka bir biçimiydi.
Varlık, sessizliğin eşiğinde nefes alır. Joel tam oradaydı. Hatırlamakla unutmak arasında, ne geçmişe ne şimdiye ait bir yerde. Zaman doğrusal değildi; her an diğerine sızıyor, her unutuş bir başka anıya dönüşüyordu. Silinen bir yüz, aslında hatırlamanın en keskin biçimiydi.
Clementine gitmiyordu; sadece biçim değiştiriyordu. Bir rüyanın kıyısında, bir sevdanın eksik sesinde kalıyordu. Ve Joel, o eksikliği kaybetmekten çok, korumaya çalışıyordu. Unutmanın içinde bir doğuş gizliydi; kaybın içinde, varlığın yankısı…
Bazen bir yüzü değil, o yüze bakarken kim olduğunu unutur insan. Clementine’in gidişi, Joel’in kendine bakmayı öğrenmesiydi. Çünkü insan bazen ışığı değil, gölgenin dokusunu fark ettiğinde uyanır. Ve o an, kaybın acısı anlamın yerini alır.
Belki de aşk, zamanla değil, farkındalıkla sınanır. Bir anı silinse bile, his kaybolmaz. Çünkü his, zihnin değil — ruhun dilidir. Joel’in en derin uyanışı buydu: Sevgi, hatırlamanın değil, var olmanın biçimidir.
Evren sessizdi. Her yıldız bir boşluk, her boşluk bir yankı taşıyordu. Joel, bu sessizlikte kendi varoluşunu fark etti. Bergson’un zamanın akışıyla ilgili sezgisi, zihninde yankılandı; anılar sadece hatıra değil, bir yaratım, bir yeniden doğuştu.
— Düşünsel Yankı —
Unutmak, bir silinme değil; ruhun kendini yeniden yazmasıdır. İnsan, hafızasından kurtulmak ister ama kalbinden asla. Zaman her şeyi götürür sanırız, oysa bazı duygular, zamanın altına kök salar. Varoluşun kaygısı, o kökün fısıltısıdır belki de. Unutmayı seçtiğimizde bile, hatıra bizi seçmeye devam eder. Ve belki de unutmanın en derin biçimi, birini değil — kendini affetmektir. Joel’in sessizliği, bize hatırlatır ki varlık, eksikliğin içinden geçerek ortaya çıkar; her kayıp bir bilincin doğumudur.
Ve belki de unutmanın en derin biçimi, birini değil — kendini affetmektir.
Deniz Tomris Yıldız


Bir Cevap Yazın